|
Sana anlatayım gel köyümüzü
Munzur Dağı etrafında örülür
Sanki Fırat orda bir başka akar
Şimdi bize çok uzakta köyümüz
Bir Mayıs'ta koyun Köntür'e geçer
Boz öküzüm Kör Poğardan su içer
Garip ninem otu orakla biçer
Bilmem şimdi ne haldedir köyümüz
Kuzu Peglerine çadır açarlar
Karagöz kuzuyu donnuk seçerler
Çaşır kırar ekinleri biçerler
Yalnız anılardı kaldı köyümüz
Şafak vakti ırgat yola dizilir
Öğlen olur peştamallar çözülür
Söğüt gölgesinde yoğurt ezilir
Tasası var öksüz kaldı köyümüz
Gelinlere al duvağı takarlar
Ellerine hac kınası yakarlar
Kayınbabalara yaşmak tutarlar
İşte böyle törelidir köyümüz
Dokuz Ağustos'ta kırkım durağı
Bir başka güzeldir Kıra çorağı
Peygamberler Padişahlar yolağı
Musa'ya Yavuz'a handır köyümüz
Niye terk ettik ki sebebin bilsm
Yıkılmış damları virane desem
Hak nasip etse de bir daha görsem
Duydum bize sitemkarmış köyümüz
Daha ne anlatsam bilmem ne desem
Ak saçlı dedemdir çilesin çeken
O gidin demedi bizdik vaz geçen
Onun için mahsun kaldı köyümüz
Her şey harap oldu yıkıldı gitti
Sanki bir rüyaymış uyandık bitti
Vurdu acı poyraz bülbül göç etti
Göçebe yurduna döndü köyümüz
İşte yolcu bölük pörçük anlattım
Ne bir yalanım var ne fazla kattım
Döneceğiz diye gurbete çıktım
Sorma artık gurbet olmuş şimdi bizim köyümüz
Yeter arkadaşım artık anladım
Hem beni ağlattın hem sen ağladın
Bizimde şirin bir köyümüz vardı
Şimdi sizinkinden farksız köyümüz
İsmail
EREN
|