| |
MURATBOYNU KÖYÜ (Urfat)
Munzur Dağları’nın eteklerindeki köylerden birisi olup,
Kemah’a 14 km uzaklıktadır. Köy, Boluzik Tepe’sinin
gölgesine sığınmış bir topografyadan ufkundaki derin ve
engin Karasu Vadi’sine nazar ediyor. Köyün aşağı
tarafında yüzlerce yıldır bu şirin beldeyi besleyen Çay,
Gaban, Yokuş ve Ovit Tarlaları ve Bağları ve bunlara
hayat veren Büyükdere var. Narenciyeden başka her tür
meyve ve sebzenin yetiştiği bu tarlalar, ahali için paha
biçilmez kıymetteymiş bir zamanlar. Bunlardan hele
birisi var ki, zamanında yiğit köy delikanlılarının
korkulu rüyasıymış. Çünkü “Ovit’de yeri olmayana kız
vermezlermiş.” bu köyde. Hikmetine gelince; Ovit hemen
köyün yakınında, sulanabilen, sebze yetiştirilen
bereketli bir toprak olduğu için, evin hanımının günlük
ihtiyaçları için bir arka bahçe hükmündeymiş.
Köyün karşı tarafında Karataş, Karşıbağ, Hars ve
Çalınbaşı sırtları, arka cephesinde ise, Boluzik’ten
aşağıya Çataltaş, Hohun Tepe ve Mamolik sırtları Fırat’a
doğru iniyor. Bu sırt ve tepelerin arasında kalan köy
tabii bir koruma altında. Köy, Yukarı ve Aşağı Mahalle
olmak üzere iki mahalleden oluşuyor.
Tahrir Defter’lerindeki kayıtlara göre, köy 1516 da 14
hane,1530 da 15 hane,1568 de 31 hane ve 1591 de 45 hane
idi.1568’lerde köyün zirai yönden hayli gelişmiş olduğu,
buğday, arpa, darı, bal, şıra, pamuk ve bostan
ürünlerinin yetiştiği, gelirinin de 1591 de 18 700 akça
olduğu tespit edilmiştir.Gelirinin 1516 da 8 000,1530 da
7 900,1568 de 8 000 ve 1591 de 18 700 akça olduğu
kaydedilmektedir.
1568 tarihli defterde ahalisinin derbend hizmeti ile
görevlendirildiğini belirten şöyle bir kayıt vardır:
“Ab-ı Fırat üzerinde karye-i mezbure kurbunde memerr-i
nas derbend gayet sa’bu’l-murur olup madam tamir ve
termine muhtac olmağın mukabelesinde avarız-ı divaniyye
ve tekalif- i örfiyyeden muafiyetleri defter-i cedide
kayd olundu.”Günümüz Türkçesiyle karşılığı:” Fırat nehri
üzerinde adı geçen köyün yakınında insanların gelip
geçtiği yol üzerinde sarp bir boğaz önünde kurulan bu
köprü ve yolun korunması ve bakımını üzerlerine almaları
karşılığında mali vergilerden muaftırlar.”
1591 tarihli defterde bulunan bir kayıtta ise bu köyün
derbend mahalline uzak olmasından dolayı, ahalisinin
derbendcilikten çıkarıldığı ve Postu köyü halkının
derbendci tayin edildiği belirtilmektedir.
Yine aynı kayıtlarda, halen köye bağlı Ağaba Mezrası
hakkında müstakil bir köy olarak bahsedilmekte olup,1516
da viran bir halde bulunan ve yıllık hasılı tahminen
2000 akça olan köyün geliri, Yar Ahmed ve Pir Ali adlı
sipahilere tahsis edilmişti. 1530 da 2 hane, 1568 de 9
hane ve 1591 de 18 hane olan köyün geliri 1530 da 1 900,
1568 de 3 000, 1591 de 5 600 akça olarak belirtilmiştir.
Köy eskiden 110 hanesiyle, ilçenin büyük köylerinden
biriymiş. 1938 de açılan köyün ilkokulu, 5 öğrencisiyle
son demlerini yaşıyor
şimidilerde. Köyün camisini, 1202 (H.) de Hacı İzzet
Paşa yaptırmış, daha sonra 1293 de cami tamirat görmüş
olup, bugün hala kullanılıyor.
Eskiden köyde, 5000 davar, 400 büyükbaş ve 200 e varan
at ve katırlarıyla, davar sahipleri Haziran dedimi
kervan kervan, Kızılpınar’dan başlayıp Sohmarik,
Çakşurlu ve Mancik’e kadar uzanan uçsuz bucaksız
yaylalarda davar otarırlarmış.Yayla dönüşü kışlak olarak
da, Taşdibi, Kalemis, Uru Çayı, Vaslı Çayı ve Çaşkur’u
kullanırlarmış.
Bu yaylalarda Çatalçeşme, Güneyin Çeşme, Kızılpınarı,
Karapınar, Fate Suyu ve Sıçanın Çukur Çeşmesi gibi şeker
tadı suyuyla nice soğuk suların olduğunu yutkunarak
anlatırken, gözleri dalıp gidiyordu 81’lik Sadi ARPACI
dedenin. Eskiden Sohmarik’den gelen Dersim Yolu bu köyün
içinden geçermiş. O taraftan tuz almak için Kömür
Tuzla’sına 200-300 e varan hayvanın olduğu kervan
katarları gelip geçermiş köylerinden ve geceye denk
geldiği vakitlerde “Tanrı Misafiri” addedip hanelerini
ve odalarını açarlarmış kervancılara. O vakitler köyde,
Büyükdere üzerine kurulan 3 su değirmeni varmış. Bunlar
:Hacıoğullarının Değirmeni, Musaoğullarının Değirmeni ve
el’an faal durumda olan Salih Efendi’nin Değirmeni.
Köy bugün yol, şebeke suyu, elektrik, telefon ve
kanalizasyon gibi altyapı problemlerini halletmiş,
bakımlı evleriyle birçok köyü kıskandıracak kadar, mamur
bir görünüme sahiptir. Şüphesiz bu başarıda
İstanbul’daki Urfat’ın büyük rölü vardır. 350 haneye
varan nüfuslarıyla büyük bir potansiyelleri olup
1963’denberi “Muratboynu Kalkındırma ve Güzelleştirme”
adı altında bir dernekleri varmış ve köyleriyle
muhabbetlerini fanatizm düzeyinde sürdürüyorlar. Mesela
Dernek Başkanları Şerafettin ULUTÜRK’ün en büyük ideali,
İstanbul’da işlerini hal yoluna koyduktan sonra, köyüne
geri dönüp “Köy Muhtarı” olmakmış. Gerisine siz karar
verin!
Köyde gurbetçilik çok eskiden, ta Osman’lılar zamanında
başlamış. Hatta o devirlerde gidenlerden birçok büyük
adamlar yetiştirmişler. Kitabımızın “Kemah’ın Ünlüleri”
bölümünde bu şahsiyetler hakkında daha teferruatlı bilgi
verilecektir. Sadece numune-i imtisal olması babından
birkaçını burada sayacak olursak :Hacı Kasım Efendi,
Türk Osman Paşa ve Hacı İzzet Paşa ve günümüzden birçok
akademisyen. Bu yönüyle de mümbit Muratboynu toprakları,
yetiştirdiği hayli imtiyazlı ve asil insanlarıyla,
iftihara hakkı olan bir Osmanlı karyesidir.
Köyün Sınırları: Doğusu; Balıkbaşı, Sınır Deresi,
Palutlu Sırt, Akçaltı, Arduç Tepe, Seyhan Sırtı ve yol,
Gavur Yurdu, Çatalçeşme,Kızıl Sırt, Kürt Maşatı ve
Karasal, Batısı;Hasan Kalesi, Mezarın Gedik, Kazan Taşı,
Kirazın Çat, Beytekurun Taşı, Hafızın Mezarı, Hılerin
Tepe, Musluğun Çalın Baba Hissesi, Attaşı, Peğin Dibi,
Ortadağ ve Mancik Boğazı Başı, Kuzeyi; Fırat, Güneyi;
Ortadağ.
|
|