| |
MEZRA KÖYÜ
Sürek Köyünü takiben kıvrım Kuşak Tepesini dolanarak,
neredeyse Munzur zirvelerine denk bir rakımdaki kartal
yuvası köye geldik. Sonbahar’ın artık bitip, kış’a
merhaba dediğimiz Kasım günlerinde bütün yapraklarını
sahibine iade etmiş haliyle anadan üryan, ağaçların
arkasından görünen üç beş ev. ”Parrr” diye ses çıkararak
bizi karşılayan kekliklerden başka, ortalarda
kimsecikler yok. Neden sonra kapıları kapalı,
pencereleri örtülü evlerin birinden bir “Adem” sesi
duyuldu ve bu ses bizi çağırıyordu.
Bizi çağıran ve odasına buyur eden sesin sahibi, köyün
yalnız muhtarı Cafer MUTLUCAN ve 1.aza eşi Gülizar
Hanımefendi. Bir zamanlar 90 hane olan köyde şimdi
yalnız ikisi varmış, onlar da birkaç güne arıları içeri
alıp, Sürek’e ineceklermiş. İstanbul’da 350 haneleri
varmış ve Hamza TOKUÇ’un kurucu başkanlığını üstlendiği
“Mezra Köyü Derneği” nin kuruluş çalışmaları
başlamış.Yaz aylarında dışarıdakilerden 20 hanesi
sürekli olmak üzere, hayli ziyaretçileri oluyormuş. 1961
de açılan köyün ilkokulu, 1985 de kapanmış.
Tavanı tersek döşeli, ağaç kokulu oda da, altımıza
serilen minderlere oturduğumuzda, sararmış rengiyle ne
zaman oraya iliştirildiği meçhul bir Atatürk
portresindeki alev saçan o bir çift göz meçhul
ufuklardan bizlere bakıyor gibiydi. Muhtar, uğruna
yalnızlığın sıkıntısına katlandığı beş on arının bir
dalağından bu beklenmedik ziyaretçilerine ikram ederken,
bir yandan da eski bir Osmanlı Hanımefendi’si olduğu her
halinden belli Gülizar Hanım’ın müdahale ve
tashihleriyle köyünü anlatıyordu.
Köy, Kuş ve Kurt tepelerinin böğrüne, altındaki bağlık
ve bahçelerinde desteğiyle yapıştırılmış da öylece
duruyor gibi. Ceviz, kayısı, erik, armut, söğüt ve kavak
ağaçları yapraksız halleriyle bile köye ayrı bir neş’e
ve sürur veriyordu. Bu yamaçtan bütün Fırat vadisi ve
öte yakasındaki kalemle çizilmiş gibi kıvrım kıvrım
yollar, bazıları ekilmiş bazıları ekilmemiş halleriyle
parça parça araziler ve bunların arasında öbek öbek
silüetleri seçilebilen Kazankaya, Çakırlar, Sarıyazı,
Küplü, Olukpınar ve Yağca köyleri ve ufuk çizgisini
belirleyen tepeleri her daim dumanlı ve karlı halleriyle
Munzur Dağlar’ının zirvelerinin oluşturduğu
kompozisyonun manzarası tek kelimeyle “Fascinating”(büyüleyici).
Mehrap Tepesinde halkın niyet edip ziyaret ettikleri,
kurbanlar kestikleri ve çaput bağladıkları bir “Ziyaret”
varmış. Köyün içme ve sulama suyu Sarıgöze kaynağından
geliyormuş.
Sonbahar’ın son günlerinde son demlerini yaşayan
Mezra’nın tüten son bacasını ziyaret edip, hatıra
fotoğrafı çektirdikten sonra, O’nu bu kuytu köşesinde
kendi yalnızlığına bırakıp, tayyareden nazar eder gibi
irtifa kaybederek aşağıya doğru nazar eyleyerek inişe
geçtik.
Köyün Sınırları: Doğusu; Taş, Karataş, Yelek Arducu ve
Kıstik Çayı, Batısı; Ay Oynağı, Kalecik Tepe, Kuşak
Dağı, Andaval Deresi ve Eşek Meydanı Yaylası, Kuzeyi;
Cineyli Tepesi, Keklik Pınarı, Yayla Yeri ve Kurugöl,
Güneyi; Kuşaktaşı ve Kaşıktaşı.
|
|