| |
KOÇKAR KÖYÜ (Hudu)
Kemah’a 16 km mesafede, Munzur Dağlar’ının eteklerinde,
ismini de kendisine borçlu olduğu Koçkar Taşı’nın
Dizi’nin dibine diz çökmüş vaziyette, Sünni Deresiyle
Zarga Deresinin arasındaki yamaçdan Kıble Taşı’na nazar
eden hayli eski bir köy. Köyün alt tarafında,dağın
eteğindeki bu köy manzarasını tamamlayan bağ ve bahçeler
olmakla birlikte,esas münbit ve bereketli arazileri
Fırat kenarındaki Çay Mevkisinde. Köyün karşı tarafında
sırasıyla Bolankak Tepesi, Eriç’in Tepe, Üskübürt’ün
Tepe, Kıble Taşı ve Ovdinik Tepeleri Fırat’tan
Munzur’lara doğru uzayıp giden binlerce yılın görgü
tanıkları olarak esrarlı tepeler ve arkasında dereler.
Güneş grup etmeden evvel, son bir kez daha Hudu’ya
bakıyor ve Yıldız Dağı’na emanet edip, Çilhoroz Dağı’nın
arkasından benzi sararmış bir halde batıp gidiyor, bize
meçhul başka alemlere.
Koçkar, yakın zamanlara kadar ilçede hayvancılığın en
fazla olduğu köylerden birisiymiş.10 000 davar, 400
büyükbaş ve 200 e yakın at ve katırlarıyla Munzur’daki
Ahurik, Ortadağ ve Sohmerik yaylalarına çıkarlarmış.
Şimdi hayvan sayısı azalmış ama hala o güzelim
yaylaların ve soğuk suların hasretine tahammül
edemediklerinden az davarla da olsa yaylaya
çıkıyorlar.(Bizzat tarafımca Kızılpınar’ın başında ikram
edilen ayran ve dağ kömbesiyle olay zabıtlara
geçirilmiştir.) Hele 1996 güzünde Sohmarik’e kadar yol
yapılmış olup, bundan sonra birkaç yıldır hasret
kaldıkları Gökgölün yanlarına da gideceklerini
söylediler. Zaten gönlünü bu dağlara kaptırmış Molla
Bekir’i ve ekibini (Murat, Büyük ve Küçük Hüseyin),
oralardan ayırmaya Kudret-i Mutlak’tan başka kimsenin de
kudreti yetmez evvelallah. Hasan Dede bu diyarlarda
neredeyse bir asırı deviren 94 yaşıyla, birbir dağları
Cılakkor, Teke Daşı, Koliğin Dağ, Aygörmez, İsmail Dağı,
Ortadağ, çeşme ve pınarları Sığır Yatağı, Karapınar,
Hakimin Çeşmesi, Dikenli Çeşme, Yedigözeler ve daha
nicelerini yad ettikçe bir asrın şahidi hala şahin olan
gözlerinden hasret ve özlemin duman duman tütdüğüne
şahit oluyoruz.
Nezaket ve nezahetiyle sanki Enderun terbiyesi almış
zannı uyandıran 103 hanelik köyün Muhtarı Ali YAREN,
köyün içme suyunun şebeke olduğunu ve Ovdirik’in
eteğindeki Gup kaynağından geldiğini ifade ediyor. Bir
vakitler köyde 2 su dğirmeni ve 2 de bezirhane
varmış.1938 de açılan köyün ilkokulu halen 16
öğrencisiyle eğitim vermektedir. Eskiden köy 90
haneymiş, “Gurbete gidenler, sağolsunlar dönüyorlar ve
hanemiz artıyor” derken muhtarın sevinci, yüzünü
kaplayan tebessümden okunuyordu. İstanbul’da 85,
Ankara’da 62 haneleri varmış. Başkanlığını Necati
GENÇ’in yaptığı “Koçkar Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma
Derneği”ni 1995 de kurmuşlar.
Tahrir Defterlerinde bu köyle ilgili olarak; ilk
tahrirde “Sancak-beyi hasları” arasında kaydedilen ve
16.yy’ ın ortasından itibaren gerek nüfus ve gerekse
zirai bakımdan bir hayli inkişaf etmiş olan bu köy, 1516
da 21 hane, 1530 da 22 hane, 1568 de 102 hane ve 1591 de
166 hane olup, mahsulleri buğday, arpa, darı, şıra, bal
ve bostan ürünleri ile pamuktan ibaret olarak, vergi
hasılı da 1516 da 8 000, 1530 da 7 230, 1568 de 16 000
ve 1591 de ise 26 500 akça olduğu tesbit edilmiştir.
Ayrıca köyde 2 de değirmen bulunduğuna dair kayıt
vardır.
Köyün tarihçesi hakkında bir de, köy halkından mütekaid
imam Bilal YAREN HÜDAVİ Efendi, hayli ciddi ve titiz bir
araştırma yapmış. Araştırmanın kapsamı çok geniş
olduğundan bu kısma kısa bir bölümünü alıyoruz. (Hem de
Kemah’ın tarihinin birçoğumuzun bildiğinden de çok
eskilere gittiğini göstermesi bakımından) :
“Koçkar Köyü (Hüda Karyesi) nün M.Ö. 5000 li yıllarda
dahi buralarda varlığını sürdürdüğü bir hakikat olup,
Hz.Musa Aleyhisselamın’ın ordularının buralara kadar
geldiğini, Kur’an-ı Kerim’in Bakara Suresinin
57.ayetinde “Biz onlar üzerine gölgelensinler diye bulut
gönderdik, rızık olarak da Selva Kuşu ile Kuderet
Helvası indirdik, bu helal rızıklardan yeyin dedik fakat
onlar itaat etmediler, zulm ettiler ve onların zulümleri
kendi nefislerine oldu.”Bu olay bugün dahi ayniyle devam
etmekte olup, açıklandığı şekilde cereyan etmektedir.
Bu hususta Evliya Çelebi merhum Seyahatname’sinin (1986
Matba-i Amire baskısı asıl nüshası Topkapı Saray
kitaplığı 403 numarada kayıtlı) 2.cildinde 1647 de
Kemah’a geldiğinde aynen şöyle bahsetmektedir : “Bu
mübarek Kemah şehrinin mağribinde bulunan Hüha
karyesinin Ahorik Yaylasının-Sohmerik yayla geçidi
arasında Mevsim-i Rebidde (4.mevsim gündönümü 20-28
Haziran) Tayr-i İlahi olarak Selva Kuşu yağmaktadır.
Kemahlılar bu kuşun yağdığı tarihi iyi bildiklerinden
kuşları toplar ve lehmini ekl ederler (etlerini yerler).
Tüylerini de turşulara korlar, turşular çok lezzetli
olur. Ben dahi yedim lezzetli idi. Toplanmayan kuşların
küllisi sahillere göç ederler” diye yazmaktadır.
Kudret helvasına gelince; Rıyazüssalihin 3.cilt 1900
numaralı hadis-i şerifte aynen izah edilmektedir.“Beyaz
Bayır Mantarları Cenab-ı Hakkın Beni İsrailoğulları’na
inzal ettiği kudret helvası nevinden bir rızıktır. Suyu
da gözlere şifadır. ”Bu yayla da bu mantardan da çok
bulunmaktadır.
Tarihi araştırmaları yapan aciz Hüdavi kardeşiniz, bu
olayı yaşayan ve köyümüzün halkından merhum Mevlüt
Efendi’nin kendi ağzından bizzat dinleyerek not almış
olup, merhumun kendi lisaniyle “Hee ben seferberlikten
önce 16 yaşlarında iken, Abdullah Emmi’mle beraber
gündönümünde ikileme için öküz ayırmaya gittiğimizde
Kızıl Sırt’lara çıktık. Güneş epey üskelmişti, bir de
bahtuhki gökten aşağı kuş yağuyor. Ben bunu merak edince
emmim dedi ki; buralara Musa AS’dan beri kuş yağar ve
ondan sonra iki bölük peştemal kuş topladık ve köye
götürdük. Goni gomşılar yedük, ben kahir ömrümde öyle
nezzetli et yemedüm. Allah Allah hikmet-i Hüda ne ki
acep?” diyerek sözlerini bitirdi. Vaktaki Evliya Çelebi
ile Mevlüt Dayı’nın yer, zaman ve mevsim ifadeleri
aynıdır. Türkiye de bir Silopi’ye, bir de bizim
yayladaki sırtlara kuş yağmaktadır.”
Muvarrih Hüdavi insanı, Musa Nebi devirlerinde bir
seyaran ettirdikten sonra Hudu’ya gelen ilk Türk
Oymağının da Buharioğulları olduğunu söylüyor, hem de
şeceresini birbir dökerek: “Bu kabile Oğuzlar’ın Bozok
ve Kayıhan Boyundan olup, Orta Asya derununda Amuderya
Nehri kurubunda bulunan Buhara Şehri’nin Çalpulhan
Nahiyesi’nin ‘Koçkar Köyü’nün Mahan Yaylaklarında meskun
olup, Oymak Beyi Temur Muhammed Bin Ali El Buhari’nin
tahtı nezdinde olmakla Emir Ahmet Mengücek Gazi’nin
süvari kumandanlarından Emir Salur’a ait akıncı
birliklerinde ‘Subaşısı’görevi yaparken, göstermiş
olduğu başarısından dolayı, daha önce anılan ve Emir
Salur’a tımar ve zeamet olarak verilen ve araziyi öşriye
olan Hüda Kariyesine 1092 yılında yerleştirilmeleri
sağlanarak, köye yerleşen ilk Türk Oyma’ğı olma şerefine
nail ve vasıl olmuşlardır.”
Bilal YAREN‘i bila nefes dinlerken, Koçkar Köyünde Ahmet
AVCI’nın kartal yuvası saray yavrusu evinin Oda’sında
olduğumuzu unutmuş, çağlar evvelinin bize aşina tarihi
eşhasıyla hasbihal ederken vaktin nasıl mürur ettiğini
fehmedemeden, O’nun son noktasıyla zamanımıza rucu
ettik. Sobanın kapağından sızan alevlerin, odanın
içindeki mevhum tasvirler çizen rakslarını seyrederken,
karşımızda oturan zatın Dede Korkut Zamanlarından
devrimize unutulup kalmış bir Bilge mi acaba suali
beynimi kurcalarken, sıcak çay servisi ve kahvaltı hazır
ediliyordu. Çatıya düşen yağmur damlalarının ritmik
vuruşlarından neş’et eden ses ve pencere kanatlarında
geceyi teslim aldığını haykıran soğuk rüzgar, sohbet
faslının fasılasında cemaate kendince icra ettiği
musikiyi dinletmenin hazzını ve keyfini yaşıyordu
dışarıda.
Köyün Sınırları: Doğusu; Hasan Kalesi, Meğregedik, Kazan
Taşı, Kirazın Çat, Pertikurun Taş, Hafızın Mezar, Hiler
Tepesi, Musluğun Çal, Baba Hisse, Attaşı, Peğin Dibi ve
Ortadağın Mancik Boğazı Peşi, Batısı; Hıyarlığın Dere,
Kızıl Peğin Taş, Karakuş Taşı, Hamsor Tepesi, Yanıktepe,
Karga Burnu, Namı Diğeri, Karayatak, Koliktepe,
Göbektepe, Ağberler, Namı diğer Su Kuyuları, Karaburun,
İki Peğin Arasındaki Sırt ve Orta Dağın arası, Kuzeyi;
Fırat Nehri, Güneyi; Orta Dağ.
|
|