| |
KIRIKDERE KÖYÜ (Hani)
Güz mevsiminin günlük güneşlik güzel bir gününde,
Kıranın Tepe’nin altındaki yoldan bu şirin köye
girerken, okulun yanından bir garip vatandaşı, zamanenin
bütün nakliye vasıtalarına meydan okurcasına, merkumunun
üzerinde “Kejgere’ye” yüklediği taşları, yıkılan tarla
duvarını tamir için götürürken rast geldik.
Kaynağı, Dersim’in Ganigastik mevkisinden başlayıp,
Fırat’a kadar gelen ve beraberinde yarıp geçtiği o
yalçın kayalıkların koynundaki kanyonların, derin
vadilerin esrarını ve gizemini de getiren ve fakat
“Kevser Berraklığı”na halel getirmeden sütbeyaz, dup-duru
akan Hani Deresi köyün hemen altından, nehre vasıl
oluyor. Köy, derenin güney yamacına, Çürüktaş’ın
gölgesine sinmiş vazıyette, bu diyarlarda unutulup
da,yalnız kalmış bir yetim kadar masum ve mahzun bir
halette duruyordu.
Muhtar Mustafa KOLİKOĞLU, alışık olmadığı bu
ziyaretçilerini görünce,Tanrı Misafiri addedip biraz
şaşkınlık, biraz da hayret içinde “Hoşgeldiniz” deyip,
kayanın dibinde güneşlenen hanesine götürdü. Evin
duvarları, ağaçla, toprağın kadim ahbaplıklarından
meydana gelen vergeli (Bağdadi) türde inşa edilmiş,
tavanı ise “Ok’un” üzerine sıra sıra dizili “tersikler”
ve onların üzerine de itina ile özene bezene yapılmış
“mertek döşeme”. Bir de, odanın tam ortasından, sanki
semanın bütün yükünü sırtlamış da kaddi bükülmüş gibi
bimecal haliyle bacayı taşıyan, yorgun “Orta Direk”.
Karşısındaki Değirmen Tarlaları’ndan ve Dölceğin
Tepe’nin sırtından geçen İpek Yolu’nun, artık patikası
bile kalmamış güzergahından kervan yolu gözleyen evin
Penceresi. Hemen kenarında duran, Zenit marka radyonun
düğmesini çevirip, o kendine has “çıt”sesini duyduğum
an, sanki zamanın durduğu bu yer için bestelenmiş de her
daim onu tekrar eden bir meczup aşık gibi, radyonun
“Saatlermi Durmuş, Yoksa Zamanmı” şarkısının mükedder
musikisi doluverdi birden havaya. Bu melankoli, sehpanın
üstündeki tabakadan sarılıp, dil ucuyla zamk edilen,
hakiki Muş Tütünü’nün usul usul tüten dumanının ağır
rayihası odanın havasını bürüdükçe daha bir koyulaştı.
Bu köy, tarihinden beri kaderi kötü,bahtı karaymış
güngörmüş Muhtar’ın anlatışına göre. Katar katar deve
kervanlarının yolu olan İpek Yolu, bu köyden geçer,
buradaki Han’da istirahat edip, dinlenirlermiş. Köy eski
ismi Hani’yi de bu handan almış. Dağların yol, derelerin
geçit vermediği Karakış’larda bu istirahatlar, mecburi
ikamete dönüşür, ambardaki unu, merekteki samanı
üleşirlermiş misafirleriyle. Hal böyle olunca
gariplerimin evinde, damında pek bir şeyleri kalmazmış.
İpek Yolu’da her fani gibi, devrini tamam edip, tarihin
akşam kızıllığında gark olup gittikten sonra, bu sefer
“Eşkiya Belası” musallat olmuş başlarına. Bu bela,
Şeytan Köprü’sünden kaynaklanmış. Köye bir sigara içimi
mesafede, Havdar ve Çalılık arasındaki büyük bir kayanın
dar dudakları arasından ürperti ve korku vererek çok
telaşlı akan Fırat’ın üzerine, iki ağaç uzatılıp, ancak
Şeytani Cesaretin geçebileceği emniyette bir geçit,
“isterseniz köprü deyin” yapılırmış. Eşkiya, Fırat’ın
öte yakasına geçip şakiliğini icra edip geri kaçmak
için, köylüye silah zoruyla bu köprüyü yaptırırmış.
Sancak Beyi de bunu duyar duymaz gelir “Niye bunu
yaptınız” diyerek hesap sorarmış ahaliden. Köylü de iki
arada bir derede, Hani Deresi’nin içinde Kara Talih’e
sitem ve cevr edip, elden ne gelir tevekkülüyle teselli
bulurlarmış. Hasılı Tarih’e ve Talih’e biraz gönlü kırık
Kırıkdere’nin.
Eskiden 20 hane olan köy şimdi 8 hane kalmış.
İstanbul’da 15, Ankara’da 20 haneleri varmış. Evvelden
beri köyde Kızıllar(Akşanlar), Ömeroğulları (Özgü) ve
Hiştikoğulları(Demirel) olarak 3 kabile varmış. Nüfus
azalmadan önce, 7 000‘e varan davarlarıyla baharın
Mayıs’dan, onuncu aya kadar, Munzurlardaki Haçor,
Cebakbur, Göller, Kazak, Çakmaklı ve Kızılkol
Yaylalarında eğlenirlermiş. Şimdi ise 50 koyun ve köyün
girişinde otlayan 9 baş sığır kalmış hepsi. İlçe
merkezine kötü bir stablizeden 50 km uzaklıktalar, fakat
ulaşımlarını daha ziyade Güllübağ İstasyonundan trenle
sağlıyorlar. 1964 de açılan köyün ilkokulu 1990 da
kapanmış.
Eskiden Hani Deresi’nin üzerinde Hani Değirmeni varmış.
Derenin içinde Cevli Kilisesi ve Havdorun başında da
Havdor Kilisesi kalıntıları varmış.
Köyün Sınırları: Doğusu; Çatırtaş Dibi Kilisesi, Köy
Üstündeki Tarla Boynu, Çilgizi ve Fırat, Batısı; Şeytan
Köprüsü, İt Yokuşu ve Keban Başı, Kuzeyi; Fırat Nehri,
Güneyi; Kuzun Başı, Deliktaş, Kapı Oynağı Dibi, Keban
Başı, Seyrek Çukuru ve Karga Burnu.
|
|