| |
KAYABAŞI KÖYÜ (Terkiloh)
Kemah’ın İliç tarafındaki en son köyü olup, sayısız
derelerin, tepelerin üzerinden döne döne, kıvrıla
kıvrıla devam eden 60 km stabilize bir yolla ilçeye
bağlı olmasına rağmen, ulaşımını daha ziyade Güllübağ
Tren istasyonundan vakitli vakitsiz geçen banliyö ve
marşandislerle yapmaktadır.
Bu güz mevsiminde “Sonbaharını Yaşayan Köylerimize” olan
ziyaret zincirine 68. halka olarak ilave etmek için,
gecenin yorgunluğundan henüz yeni uyanmaya başladığı
sabahın erken vaktinde, Kemah’tan “Bizim Kervan” yola
çıktı. Bugünkü kervanın mihmandarı köyüne aşk
derecesinde olan muhabbetiyle sabahın seherinde
Erzincan’dan kalkıp gelen Camcı Hamza Usta idi.
“Az gittik, uz gittik dere tepe düz gittik” emsali, nice
dağların ve tepelerin etrafında “Bir Pervane gibi semah
yapa yapa” bütün Fırat Vadisine ve Munzurlar’a nazır bir
tepenin üstünde, tek başına soğuk kış gecelerine, uzun
günlerin Ağustos güneşlerine “Bir Eyyüb Sabrıyla”
tahammül eden Kazgan Ardıç’ının yanından geçerek Harep
Mevkisine geldik. Rehberimiz burasının çok eski
devirlerde bir yerleşim yeri olduğunu, peylerin ve bir
kilise kalıntısının olduğunu söyledi. Hemen altındaki
yamaçta, vadiye doğru bir burun gibi duran “Kale”
dedikleri bir kaya var. Burası için “Kale’nin
karşısında, karşısının da karşısında Sarıtaş’ın altında
yedi kulplu bir kazan varmış, bul da paylaşalım” dermiş
köylüler.
Haneg Mezarlığı’nı geçerek, 1952 de açılan ve 1990 dan
beri kapalı olan köyün ilkokuluna geldik. Okul, mamur ve
bakımlı haliyle tekrar öğrencilerin “Paydos
Zamanları’nın” çocuk çığlıklarıyla yaşadığı her günkü o
mutlu demlerine kavuşma ümidiyle, yukarıdan köyü
bekliyor ve gözlüyordu. Hamza Usta,yıllar evvel
gönderdiği ve Çanakkale’li bir hocanın da dikip-yetişitirdiği
birer fesleğen kadar güzel çam fidanlarını okşayıp
severken, İbrahim Müdür de 27 yıl önce “Muallim
Vekilliği” yaptığı mektebine gelmiş olmanın mutluluğuyla
”Heygidi günler ve yıllar” der gibi kah pencereleri
sürmeli eski okuluna, kah köye doğru bakıyordu.
Köyün içinden aşağıya doğru inerken, bir evin avlu
duvarının üzerinde, bakışlarından çok uzaklara, belki
mazinin acı tatlı hatıraları içinde bir gezinti yaptığı
anlaşılan 100 yaşındaki Senem Nine’ye rast geldik. Hatta
belki de, şimdi daha derman vermeyen ayakları ve
kollarıyla gençliğinde bindiği, kişnetip şahlandırdığı
küheylanlarıyla uçup gittiği bu dağlardaki o eski
günlerinin hayalinde yaşıyordu bu Anadolu Kadını. Bir
asır yaşamış olan bu pir-i fani eli öpülesi Nine’mizle
hasbihal ve hal hatır ettikten sonra hayır dualarını
alıp, Muhtar’ın evine yöneldik.
Köy, Derviş’in Tepe’nin altındaki Cami Deresi’nin iki
yanına doğru kurulmuş. Köyün yan tarafında Sırık Taşı,
orta yerine doğru da Taşınbaşı denen kayalar var. Köy,
Pur ve Taş mahalleleri olmak üzere iki mahalleden
oluşuyor. Pur Mahallesi, ismini ilerisindeki Kıloziğin
Tepe’nin yamacındaki karbeyaz renkteki, çok uzaklardan
bile fark edilebilen purdan almış.Köy “Kayabaşı” ismini
de herhalde böyle taşların ve kayaların arasında
kurulmuş olmasından almış olsa gerek dedi, Muhtar H.Feramuz
KONDUL.
Eskiden 150 hane olan köy şimdi 30 hane kalmış. Güllübağ
İstasyonu, buranın bir mahallesi olup 8 hane de orada
oturuyormuş. Köye ilk yerleşenler; Taşdemirler ve
Kondullar ezbetleriymiş. Gurbetçilik ta Yeniçerilerin
bulunduğu Padişahlık Zamanları’nda başlamış. O
zamanlarda gidip yerleşen ve iyi mevkilere gelen
adamları varmış. Hüseyin Ağa, kendisi Karaköy’de bir
çeşme yaptırmış mesela. Ancak daha sonra oradan yol
yapılırken bu çeşmeyi yıkmışlar. Musagiller Sülalesi’nin
gemileri varmış işlettikleri. Şimdi İstanbul’da 200
haneye ulaşmış köylüleri. Başkanlığını Ali TAŞDEMİR’in
yaptığı “Kayabaşı Köyü Kalkındırma Derneğini” 1961 de
kurmuşlar.
Dervişin Tepe’de Nasufoğulları’ndan Şıh Ahmed’e ait bir
türbe varmış. Merhum Hasan GÜNERAY’ın 1963 de diktiği ve
şimdi bir orman haline gelmiş çamların bir yüzünü
kapladığı Sivri Tepesi’nde Kıbrıs Evliyası dedikleri bir
zata ait mezar varmış ve burası bir Ziyaret’miş. Eskiden
her sene Haziran’ın 26 sında bütün haneler birer kuzu
alıp, burada kurban ederlermiş. Bunlar yenilip,
dağıtıldıktan sonra dualar okunur ve ziyaret
tamamlanırmış. Bu çevrede bulunan “ahbab 4 ulu ardıçtan”
ikisi bu tepenin iki tarafında, üçüncüsü Plot Gölü’nün
yanında, diğeri de Gazgın Ardıcı.
“Küffar Zamanı’ndan ”kalma, Cenk Deresinde, Harhorikde,
Dere Karşısında, Kalavankda ve Merk Mevkisinde kilise
kalıntıları ve peyleri varmış. Yine aynı dönemde köyün
yanındaki Sırık Taşındaki tepede bir Yeldeğirmeni varmış
ve köylü o mevkiye bugün bile hala “Yeldeğirmeni”
diyormuş.
Fırat kıyısında Kalavank’da daha yakın zamanlara kadar
çalışan bir su değirmeni varmış. Eskiden köyde 6 000
davar ve 400 sığırla hayvancılık yapılıyormuş, ama şimdi
600 davar ve 70 sığır kalmış otuz hanenin hepsinin.
Şimdiye kadar kaç kez dolup boşaldığını bilmediğimiz
tarihi hayli eskilere giden ve yine bir boşalma dönemi
yaşayan bir çok köyümüz gibi, Güz’ünü yaşayan
Kayabaşı’nı da, sert esen ve donduran Güz ayazında
kimisi yıkılmış virane evleriyle başbaşa bırakıp,
köylülerle okulun yanında bir hatıra resmi çektirdikten
sonra “Elveda”deyip ayrılıyoruz.
Köyün Sınırları: Doğusu; Aluğun Sırt, Keban Tepe,
Purçukuru ve Kapılıçukuru, Batısı; Faltaşı, Harabeler,
Kamışlı Boğaz, Uzunsırt ve Küçükburun, Kuzeyi; Degüzün
Sırtı, Sandıktaş, İninkel ve Kaba Arduç, Güneyi; Fırat,
İğdelerin Düz, Geyik Tarla ve Dalakların Sırt.
|
|