| |
KARADAĞ KÖYÜ(Erkeğan)
Kemah’a 21 km uzaklıkta, Karadağ’’ın eteklerinde
Karşıkuz’un yanına kurulmuş her daim Munzur’ları
seyreden, asaletini arkasına yaslandığı kara ve bir o
kadar da yüce olan Karadağ’dan almış bir köy. Muhtar
Süleyman YAKUT köyü Üç Kardeş’ten biri olan Murat BEG’in
(Begoğlu) ilk olarak gelip kurduğunu, diğer
kardeşlerinden birinin Dedek’te, diğerinin de Kemah’ta
kaldığını söyledi. Karadağ’ın zirvelerine doğru Üç
Kardeşler Tepeleri var. Bir zamanlar 90 hanelik büyük
bir köy iken, şimdi hane sayısı yarıya düşmüş, onun da
yarısı Kışı İstanbul’da geçirirmiş. Bu göç nedeniyle
1944 de açılan köyün ilkokulu 1992 de öğrenci olmadığı
için kapatılmış ve bir daha açılacağa da benzemiyor.
Eskiden köylüler 5000 civarındaki davarlarını
Şahanpınarı, Poğdur, Soropu Çayı, Haydar ve Keklik Kıran
yaylalarında otarıp, Uzunçayır Pınarın’dan, Kasımın
Çegil pınarına kadar sayısız pınarların suyundan içip
hararetlerini söndürürlermiş sıcak yaz günlerinde.
80’lik kıdemiyle Hasan TAŞKIN Emmi, iç çekerek anlatıyor
mazide kalan o mutlu günlerini. Büyük Tepe’nin Kışla
mevkiinden linyit kömürü çıkarıp satarlarmış.
İstanbul’da 1985 de kurdukları “Karadağ Köyü Kalkındırma
ve Yaşatma Derneği” olarak, başkanlığını Veysel AKCAKAYA
yaptığı bir köy dernekleri varmış.
Mezarlığa ve çevresine diktiği 1 500 adet çam diken
Halit YAKUT’u ya da nam-ı diğer Karadağ’lı Halit’i nasıl
geçeriz zikretmeden. Çevrecilik ve ağaç sevgisinin
sessiz kahramanlarından biri olarak,onların her birine
birer çocukmuş gibi gösterdiği ilgi ve alakayı tebrik ve
teşekkür etmemek mümkün değil.
Bir de Çavuş rütbesiyle Kamyoncu Hüsamettin TAŞKIN var
ki, Kemah’ta ilk kamyonu olan zat olmasının hatırına
olacak ki, Kemah’ın yolu asfaltlı tek ve ilk köyü olma
ayrıcalığını da taşıyor Karadağ. Bu çavuş, kamyonculuk
yaptığı zamanlarda kötü memurları bedava götürürmüş
Kemah’tan. Bu Hüsamettin’i öyle bildiğiniz
kamyonculardan sanmayın. Kendisi İstanbul Vefa Lisesi
3.sınıftan terk ve çok haklı bir terk nedeni de var.
Fransızca öğretmeni kendisini bırakıp, sınıfın güzeli
Yıldız’ı geçirince bu haksızlığa tahammül edememiş ve
öğretmeninin hepsi iki tane olan dişlerinin tamamını
kırmış ve okuldan kaçmış.Bunu anlatırken “Yıldız”
deyince, derin bir iç çekip onbeş yaşın heyecanıyla hala
gözleri ışıldıyordu Hüsamettin Emmi’nin. Muhtarın
odasında mütekeffil kahvaltı sofrasında bir sabah vakti
çaylarımızı yudumlarken hasbıhal ve sohbete ve dahi
kahvaltıya doyum olmuyordu ama biz ayrılmak zorundaydık.
Zira “Köyden Köye Kemah” turumuzun daha başlangıcında,
6.köyündeydik ve geride daha 67 köy vardı. Muhtar bize
Hüsamettin’in İstanbul’a gideceğinden şikayet babında
”Eğer giderse seneye baharın köye kabul etmeyeceğime
dair heyet kararı alacağım tasdik eder misiniz?” dedi.
Daha benim bir şey söylememe fırsat kalmadan, gün yüzü
görmemiş bir cevapla karşılık verdi ki, insana parmak
ısıtır: “Cennet kabul etmezse, Cehennemin Leylim deresi
yalvarıyor” dedi ve karşı dağlara doğru nazar etti.
Köyün Sınırları: Doğusu; Parmakların Sırt, Dere Çatı ve
Eski şose, Batısı; Pırkanlı Sırtı, Hasan Tarla, Aktarla,
Soğuk su ve Karşı Kuzun Sırt,Kuzeyi; Aktar, Karatepe,
Kalecik, At Çukuru ve Peylerin Gedik, Güneyi; Eski Şose.
|
|