| |
KARACA KÖYÜ (Cemolar)
İlçe’ye 45 km mesafede kurulan köy daha önce Gülbahçe’ye
bağlı iken daha sonra ayrılmış ve müstakil köy haline
gelmiş. Çok dağınık bir yerleşime sahip olan köye bağlı
5 mezrası daha var. Bunlar; Cemolar, Alicik, Çalolar,
Ateşler ve Kara Mustafalar mezraları.
“Köyden Köye Kemah Turumuzun” son durağı ve son köyü
olarak, Cemolar’a gelmek üzere Kasım’ın da sonu olan
Cumartesi günü yola koyulduk. Gülbahçe’ye girerken
Sitemi’lileri, kışa hazırlık için karşı dağın
eteklerinden “Koru Kırımından” kestikleri palut
odunlarını at, katır ve eşeklerin sırtına yüklemiş
halde, tek sıra olarak köye girerlerken rast geldik. Bir
derenin iki yanına serpiştirilmiş evleriyle Karacalar’a
geldiğimizde Muhtar Haydar ATAY ve ahalisi
“Hoşgeldinizlerle” karşıladılar bizi.
Köy, Cekerin Tepe’den hareketle Tarhana Gelişi ve Sarı
Tepe’nin alt taraflarına doğru, berrak akan Büyük Çay’ın
iki yanındaki eteklere kurulmuş. Daha arkalarda kalan
yalçın Kerboğaz Kayalıkları, tabii bir siper
olmalarından öte, köyün manzarasına renk katan ayrı bir
güzellik olarak uzaklardan seyrediyor bu şirin köyü. Köy
ismini, kurulduğu topografyanın koyu siyaha kaçan
renkteki özellikle Parmaklar Semti’ndeki kayalardan
almış. Bugün köyün yerleşimi küçük mahalleler şeklinde 6
ayrı yere dağılmış olsa da, aslında hepsi de aynı
ezbetden gelmeymiş. Buraya, ilk olarak 475 sene evvel
Bingöl-Kiğı’dan Molla Ahmed ve İsmail Ağa adında iki
kardeş gelmişler ve yerleşmişler. Şimdi, Kara Mustafa
Oğulları, Ahmed Ağa Oğulları ve Çalık Oğulları olarak
değişik sülaleler olsa da, hakikatte hepsi de bu iki
kardeşin çocuklarıymış. Bugün toplam 26 hane olan köyde,
eskiden 43 hane varmış. Gurbetçilik çok eskilerde, hatta
Cumhuriyetten evvel bile varmış. O vakitler çalışmak
için İstanbul’a gitmek çok zormuş. Yol olmadığı için
önce at sırtında Giresun’a kadar, oradan da vapurla
İstanbul’a gidilirmiş. Vapur olmadığı veya yer
bulunamadığı zamanlarda İstanbul’a kadar atla gidenler
bile olurmuş ve bu yolculuk 1 ay sürermiş. İstanbul’da
150 haneyi aşan köylüleri, başkanlığını Mirali
AĞIRMAN’ın yaptığı “Karaca Köyü Kalkındırma ve Yaşatma
Derneğini”, 1967 de kurmuşlar. Köylüleri her ne kadar
buralardan göçüp gitseler de, bu dağların sessiz ve
serin havasını, buz gibi soğuk sularını unutmamışlar.
”Sayfiye gibi yaz tatillerinde, düğün-dernek ve cenaze
gibi cemiyet işlerinde köylerini ve köydekilerini yalnız
bırakmazlarmış sağ olsunlar” dedi Dözlük Dayı.
Köyün ilkokulu 1942 de açılmış ve halen 20 öğrencisiyle
okulu açık nadir köylerden biri. Köydeki Alibey Camisi
1971 de merhum Dursun ÇALIK tarafından yaptırılmış.
Eskiden 3 000 davar (keçi-koyun) ve 500 sığırla
Haziran’dan Eylül’e kadar Tarhana Gelişi, Himmetoğlu ve
Beynamaz Yaylalarına çıkarlarmış. Şimdi hayvan sayısı
600 davar ve 180 sığıra kadar düştüğünden ve terör
tedirginliğinden dolayı pek yaylalara çıkamıyorlarmış.
Bu yaylalardaki Sarıyolağın suyu, Yaloğuzçamı Pınarı,
Keklik Pınarı, Marigüz’deki Ali Akalın Çeşmeleri ve daha
nicelerinin buz gibi soğuk sularıyla pınarları ve
çeşmelerini sayarken, özlem ve hasret tütüyordu Pala
Dayı’nın gözlerinde. Tarhana Gelişinde Sarıçam, Ardıç,
Çekme ve Palut ağaçlarıyla kaplı büyük bir ormanları
varmış.
Çelolar Mezrasında “Kırk Göze” dedikleri ve dokunulmayan
kayın ve meşe ağaçlarının bulunduğu şifalı suların
çıktığı yer bir Ziyaret’miş. Burada yağmur dualarına
çıkıp kurbanlar kestikleri olurmuş. Kara Mustafalar
Mezrasında Ağdaş’da büyük bir taş ve onun önünde ulu bir
meşe ağacı da Ziyaret’miş. Dilekte bulunup çaput ve
iplik bağlarlarmış bu ağaca. Burası sızılara, göz
ağrılarına, diz ağrılarına, hatta hanımıyla arası
bozulanlara bile iyi gelirmiş. Muhtar Haydar sonuncu
şifayı bizzat denediğini ve 15 senedir hiç sorunu
olmadığını memnuniyetle ifşa etti. Bir de Mendikli’de
Kıralinin Mezarlığı dedikleri, çok eskilerden iki düğün
alayının gelip çarpıştığı ve 70-80 kişinin öldüğü ve
defnedildiği bir mezarlık varmış ve yakın zamanlara
kadar buradan insan kemikleri çıkarmış. Ateşler
Mezrasında kilise olduğu söylenen çok eski kalıntılar ve
peyler varmış.
Muhtar’ın odasındaki kalabalık ve hoş bir hasbihalden
sonra İstanbul’dan gelip mahallesine kavak ve ceviz
ağaçlarının gölgesine, derenin kenarındaki verimli
tarlaların içine Ali AKALIN’ın yeni yaptırdığı evini
ziyaret ettik. Bunun diğerlerine örnek olması dilek ve
temennisinin akabinde, annesini kaybeden Rıfat ÇALIK’a
“Taziyede” bulunduktan sonra, köylülerle vedalaşıp
ayrıldık köyden.
Köyün Sınırları: Doğusu; Cünüdün Sırt, Demirtepe, Ayı
Oğlanın Başındaki Taş, Karapınar Sırtı ve Sarımsak
Sırtı, Batısı; Boyonun Sırt, Mezarlık ve Büyük Çay,
Kuzeyi; Boz Komun Sırt, Aktaş Sırtı, Çekkerin Sırt,
Diştaş ve Sarıtepe, Güneyi; Halidin Taş ve İmanoğlu
Sırtı.
|
|