| |
HAKBİLİR KÖYÜ (Pekeriç-i
Büzürk)
Muhtar Aziz ÜSTÜNDAĞ, etrafı çepeçevre Kuztepe, Lıbıs ve
Zinerin Tepeleriyle çevrili Gukkunun Tepesinin altına
kurulan derenin içindeki bu köyü ancak HAK’kın
bildiğinden esinlenerek köylerine “Hakbilir” isminin
verildiğini söylüyor. Tabi komşularının hak ve hukuka
olan saygılarını, mahkemenin yolunu bilmediklerini de
ifade ederek iftiharla bir paye de çıkarıyor köylülerine
bu addan. Dolmabahçe (Vank) ve İncesu (Gemine)
mezralarıyla birlikte eskiden 75 hane olan köy, şimdi 54
haneymiş. İstanbul’da 118 haneye ulaşan köylüleri
başkanlığını halen Sebahattin YILMAZ’ın yaptığı
“Hakbilir Köyü Kalkındırma Derneği” ni 1965 yılında
kurmuşlar.
Köyün altından Ziyaret Dere’si, narenciyeden başka
hertürlü meyve ve sebzenin yetiştiği verimli arazileri
sulayarak akıp gidiyor. Karsor, Kordoğlu, Sarmurat,
Karşı Çay, Aşağı Çay ve Haşut Deresi tarlaları, münbit
topraklarıyla eskiden beri burayı bağlık ve bahçelik
kılarak önemli bir merkez kılmış. Köyde 1 su değirmeni
(Ağaların Değirmen) ve 1 de hızar atölyesi varmış hala
çalışan.
Kemah’a derin bir vadinin uçurumlu yamacından bir çizgi
şeklindeki yoldan bağlı olan (28 km) köyün ilkokulu 1945
de açılmış ve halen 21 öğrencisiyle eğitim veriyor. İçme
suyu Patkaş Dağının eteğinden geliyormuş.
Dağlarında ve yaylalarında (Hele de Gülan Dağının) kekik
ve geven çok bulunduğu için hayvancılık ve arıcılık da
önemli geçim kaynaklarındanmış ahalinin. Son 3 seneye
kadar Aşağı, Yukarı Keklikpınarı, Alapınik, Haçakbur,
Çiftekumrular ve Kürtyurdu yaylalarına çıkıyorlarmış.
Şimdi ise yalnız 1.aza Saadettin kuzuları götürüyormuş o
yaylalara. Zaten 25 bile göstermeyen 42 yaşıyle
Saadettin, atletik ve enerjik yapısıyla bir yayla
delikanlısı olduğu belli oluyordu her halinden. Hele bir
de avcı olduğunu ilave ederseniz, delikanlılığını siz
düşünün.
Tahrir Defterlerindeki kayıtlara göre, bu köyün gerek
nüfus gerekse gelir yönünden hayli gelişme
gösterdiği,1568 de 98 hane olduğu, aynı yıl için vergi
hasılının 10 280 akça, 1591 yılı için 27 000 akçaya
tekabül ettiği tesbit edilmiştir.
Köylünün anlattığına göre de, eskiden Hamarat denen
yerde büyük bir Pazar kurulurmuş. Etrafında da sıra sıra
dükkanlar varmış. Buraya Refahiye’den, Kuruçay’dan,
İliç’ten, Kemah ve civar köylerden akın akın insanlar
mahsullerini satmaya gelirlermiş. O kadar ki her türlü
metaın alınıp satıldığı bu pazarda hayvan gübresi
getirenler bile, mallarına müşteri bulurmuş. Marangoz,
demirci, sarraf, kuruyemişçi, fırıncı ve daha birçok
zanaat icra edilirmiş. Hatta öyle ekmek çıkarırlarmış ki
omzuna attın mı iki yandan yere sürünürmüş tandır
ekmeğinin uçları. Muhtarın babası merhum yetişmiş o
günlere.
İNCESU MEZRASI (Gemine)
Hakbilir Köyünün 7 km aşağısında Pekeriç Çayının
kenarında, selvi ve kavak ağaçlarının içinde adeta
kaybolmuş gibi şirin bir yer. Kemah’dan 21 km olan
yoldan sırtı aşınca, karşınıza ağaçların sararmış
yaprakları arasında hayal meyal görünen birkaç evden
birisi hemen dikkatinizi celbediyor. Pek bu diyarların
alışık olmadığı tarzda inşa edilmiş olan bu bina,
görkeminden öte sahibinin, bu sakin ve şirin beldeye
olan muhabbetinin nişanesi gibi duruyor oracıkta. Hemen
onun karşı tarafında, tepenin yamacına yapılmış terasın
ortasına kondurulan cami inşaatı kabası bitmiş haliyle
bile ayrı bir güzellik katmış bu yerleşim yerine. Vadiye
karanlığın yavaş yavaş basmaya başladığı bir akşam
morluğunda geldiğimiz mezrada bizi, Hacı Hüseyin Amca
karşıladı. Kendisi aynı zamanda bu cami inşaatının da
gönüllü takipçisiymiş. Cami inşaatı Celal ALÇINKAYA'nın
önderliğinde İstanbul’daki köylülerin maddi katkılarıyla
kurulan “İncesu Mezrası Cami Yaptırma Derneği”
tarafından başlatılmış ve bitme aşamasına getirilmiş.
Mezra, Pekeriç Çayı’nın öte yakasına, Kelburç Tepesi ile
Palandöken Sırtları arasındaki Horhor deresinin iki
yamacına kurulmuş. Yazları 6 hane, kışları 3 hane
kalıyormuş. Daha önceleri boş ve hali bir arazi olan bu
yeri, değişik yerlerden gelen insanlar kurmuşlar. İlk
olarak Ovacık’tan Hasan ELMAS, daha sonra Poza Kazım
gelmiş ve bir zaman sonra da Refahiye-Diştaş’dan Mahmut
ALÇINKAYA ve Kazım APAYDIN 1950’li yıllarda gelip
yerleşmişler. Köyünü dedikleri arazileri Pekeriç
Çayından gelen sulama suyuyla sulanıyormuş. İçme suyu
ise Arçosu denen mevkiden geliyormuş. Evlerde şebeke
suyu, elektrik ve telefon gibi hizmetler tamam olup,
yazları dinlenmek için İstanbullular için ideal bir
sayfiye yeri olduğu için yeni evler yapılmaya başlanmış.
DOLMABAHÇE MEZRASI (Vank)
Hakbilir köyünün 6 km yukarı tarafında,Yemişenli Kuz
Tepe’sinin eteğindeki düzlüğe kurulmuş 6 hanenin
oturduğu güzel ve şirin bir yerleşim yeri. Yazları 2
hane daha geliyormuş mezraya. Tarihi hayli eski olup
1332 de 40 hane otururmuş burada. Daha sonra Kardere
(Hüseyin BOZDEMİR ve Süleyman DUMAN) ve Seringözeden (Gülpaşa
ERİM) gelip yerleşenler olmuş buraya. Arazilerinin çoğu
Köyönü Mevkii dedikleri yerde olup, alt tarafından da
Karsor Çayı geçmektedir.
Tarihi çeşmesi aynı zamanda ahali tarafından “Ziyaret”
olarak da kabul edilip, mum yakılıp, bez bağlanıp
başında kurbanlar kesilirmiş adak olarak. Geçimlerini
hayvancılık ve tarımla sağlıyorlarmış. 400 küçükbaş ve 8
tane de büyükbaş hayvan varmış şimdi. Eskiden 600
civarında keçileri de varmış, ama daha sonra onu
kaldırmışlar. Yayla olarak, köyleriyle beraber ortak
kullandıkları Gülen Dağı Çatmalar Yaylasına çıkarlarmış.
Hacı Mehmet ERİM’in önderliğinde ve ustalığında, köylü
ve devlet işbirliğiyle bir cami yapmışlar.
Sulama suyu Kolkıran Dere’sinden geliyormuş ve bunun bir
de efsanesi varmış. Susuz olan arazi için keramet sahibi
bir köy kızı, elindeki İĞ’in ipliğiyle, normal olarak
suyun gelmesi imkansız olan arazi üzerinde çizgiler
çizerek “Su buradan akasın demiş! “ ve aynen o çizgiden
su gelmiş ve bugün bile hala aynı yerden arazilerine
akıyormuş.
Köyün Sınırları: Doğusu; Karataş,Purtepesi ve Karaburun,
Batısı; Karaburun Sırt,Sörek Deresi, Sarıtepe, Harap
Değirmen ve Sarıburun, Kuzeyi; Gülen Çayı, Başyurt,
Gedik, Kör Süleyman Tarlası ve Selme deres
|
|