| |
ERİÇ KÖYÜ (Ericek)
Bir zamanlar 40 hane olan köy şimdi 16 hane
kalmış.1944de açılan köyün ilkokulu, öğrenci olmadığı
için 1989 da kapatılmış. Köy, zirveleri sisle kapalı
Zovik ve Kunt Dağlarının eteklerinde, Gelin Dere’sinin
içine nazlı ve mahzun bir gelin gibi konduruluvermiş. Bu
dere, ilkbaharda tabiatın bir gelin gibi süslendiği,
servilerin nazlı nazlı salındığı mevsimde coşarmış ve
yaza doğru da tükenirmiş. Köyün gelinleri kışın sonunda
“bahar temizliği’ni” suyu, Ab-ı Kevser gibi berrak ve
temiz olan bu suda yaptıkları için, gelin deresi denmiş
bu dereye.
Tahrir Defterlerindeki kayıtlara göre,1516 da ıssız ve
harap bir halde bulunan köye 9 nefer sipahi, sefer
zamanı 5 eşkincü eşdirmek ve virane yerleri mamur bir
duruma getirmek kaydı ile buraya yerleştirilmiş, buna
mukabil olarak da köyün yıllık hasılatı kendilerine
tahsis edilmişti. Köyün 1530 da 14 hane,1568 de, 26 hane
ve 1591 de 36 hane olduğu, yetiştirdiği mahsulleri
buğday, arpa, pamuk, bal ve bostandan müteşekkil olup,
vergi hasılılatı olarak 1530 da 7 350,1568 de 10 400 ve
1591 de 15 250 akça toplandığı tesbit edilmiştir.
Muhtar BÜLBÜL, bildikleri kadarıyla köye ilk gelip
yerleşenlerin, Elazığ taraflarından 3 ağa olarak Haydar
Ağa, Serdar Ağa ve Yekta Ağa olduğunu söyledi. Yayla
için davarlarıyla gelen bu ağalar, kışın birden bastırıp
yolları kapatmasıyla burada kaldıklarını, bugün bile
Ezan Taşı’nda, Munzur’un Yurt’ta ve Avızemin Tepe’de
Ağa’ların çadır yerlerinin olduğunu, bu dağları karış
karış bilen avcı Hüseyim İŞLEYEN ilave etti.
Bağlar ve bahçeler içindeki köyün altından, daha aşağıda
Eriç Çayı olan Büyükdere, Sohmarik’in soğuk sularıyla
çağıldıyor. Köyün karşı tarafında Bini Taşı, Beryerinin
Tepe ve onu takiben Kızıltaş var. Sırtı, muhkem Kunt
Dağ’ının yalçın kayalıklarına dayanan köy böylelikle
tabii bir koruma altına alınmış.
Köyün 1500 davarı olduğu zamanlarda Çakmaklı, Çağandır,
Zohik, Belfidriş ve Ardeviz Yaylalarına çıkarlar, Kaş
Önü Pınarı, Bıyıklı, Dikenli, Fadime ve Keklik Pınarı
gibi daha nice buz gibi pınarların suyunu şifa niyetine
içip, sıhhat bulurlarmış.
Köyde eski zamanlara ait olarak,Garmışa Mevkiinde Kürt
Uçuran’ın yamacında girişi Horosanla örülmüş bir mağara
varmış.Ayvaz Ağa’nın Boynunda Palutluğun alt kısmında,
Ziyaret varmış. Eskiden Nevruz Bayramında çevre
köylerden buraya ziyarete gelip, kurban kesenler
olurmuş. Aynı yerde bir de, kudretten bir kayada Hinzan
varmış ve Bahar aylarında kayaların içinden gelen su
bunun ağzından akarmış.
Gelin Deresinin başlangıcında Duvar Ardı dedikleri,
etrafı çok sarp ve uçurum olan bir yerin girişinde “Ok
ve Yay Zamanı’ndan” kalma bir duvar varmış. İç tarafında
yakın zamanlara kadar ok parçası bulurmuş bizim avcı
Hüseyin. Sararmış sonbahar yapraklarıyla daha bir mahzun
olan köye, bir de çiseleyen güz yağmuru eklenince
tablodaki
Romantizmin hüznü anlatılamazdı, belki ancak
yaşanabilirdi. O anı yaşamış olmanın imtiyazı ve
ihtişamıyla “Elveda “diyoruz Ericek’e.
Köyün Sınırları: Doğusu; Yılanlıdereyi takiben Hudu Köyü
sınırı, Batısı; Fırattan Başlıyarak Karakıranın Mağara,
Toplu Kıran Dere, Karagedik, Zoğigin Diş, Başkoltuk
Tepesi ve Hırçiğin Başındaki Kolik tepe, Kuzeyi; Fırat
Nehri, Güneyi; Eriç Kapısındaki Tepe, Killik deresinin
üst başındaki mağara, Kızılkolun Burun ve Deştilin Üst
Boğazı.
|
|