| |
DORUCA KÖYÜ (Hamugu)
Kemah’a 60 km mesafeyle,en uzakta ve en ücradaki köyü
olması hasebiyle biraz gözlerden ırak olan bu beldeye,
Hani Deresi’nin yamacına değişik puntolarda ve
karakterde sayısız “S” harfi çize çize çıktık. Dağın
doruğunda olmasından dolayı Doruca denmiş buraya. El hak
başka bir isimde zaten yakışık almazmış, Nernek Dağına
yaslanmış olan bu köye. Taşın cömertçe ve mahirce
kullanımıyla inşa edilen taş yapılı, konak emsal
gösterişli evler. Maalesef, onların da çoğu,
terkedilmişliğin ızdırabıyla viran olmuş veya olmaya yüz
tutmuş.
Köye, güzel bir taş duvarla çevrilmiş ve içine de güzide
ve güzel çam fidanlarıyla bezenmiş olan Mezarlığın
yanından geçerek giriyoruz. Daha sonra öğrendiğimize
göre bu çamları merhum, Gençağa Töre dikmiş. Ölülerine
hürmetini bu şekilde bebek gibi bakılıp, yetiştirilen
fidanlarla gösteren bir başka köyümüz ve bu kadar şirin
ve sevimli bir başka kabristanımız da herhalde yok. Köye
Vali Recep YAZICIOĞLU ile beraber ikinci gelişimizde
aynı kanaati sayın vali “Şimdiye kadar Erzincan’ın 565
köyünü gezdim.Burası gitmediğim tek köydü ve böyle güzel
bir mezarlığa rastlamadım. Hem de 1 kuruş devlet katkısı
olmadan yapılmış olması ne kadar güzel.” dedi.
Bu dağların havasıyla büyüdüğü her halinden belli Muhtar
Haydar TÖRE,sağ gözü artık haylamayan ve bunu şimdi
sayısını dahi hatırlamadığı vurduğu geyiklerin ahına
bağlayan 80 lik İsmail TÜFEKÇİ ve oğlu Salih
karşıladılar bizi, bin şükran ve minnetlerle. Hatta yüce
dağların bu tenha köşesinde, ilk defa köylerinde bir
kaymakamı ve diğer devair-i devleti görmenin
memnuniyetini, bir kuzunun kanıyla göstermek istemiş
olacaklar ki, kurban kesmişler .
Köy, Şar Tepesinin öğle sonrası gölgesinde, Hasakırası
taşının dibindeki bir yarın düzlüğünde, asırlık kavak,
ceviz ve dut ağaçlarının arasına kurulmuş. Köyün hemen
altında, Fırat Vadisinden başlayıp, Munzur
zirvelerindeki Ganigastik’e kadar, dağın karnındaki
yalçın kayalıkların derin uçurumlarından devam eden Hani
Deresi’nin binlerce yılın bin sabrıyla açtığı kabanın
azametini kelimelerin içine katıp anlatmak mümkün
değil.Derenin öteki yakasında Gıdın Dağı bütün
haşmetiyle muhafazasına almış sanki bu masal köyü.
Etrafındaki Şar, İncehas ve Bağlar tarlaları uzun
yıllardır saban demirine hasret, toprak kokan elleriyle
sinesine tohum eken rençberine hasret bir halde, boş
olarak tekrar o eski günlerin hayaliyle yanıp tutuşuyor
gibi mahzun ve melul melul bekliyordu.
Muhtar eskiden köyünün 30 hane olduğunu, göçlerle
şimdilerde çok azaldığını, bugün için 3 hane olduğunu
söyledi. 1950’de açılan Köyün İlkokulu 1963 yılında
kapanmıştır. Gerçi İstanbul’da 60 haneye ulaşan
hemşerileri yaz aylarında, buranın yayla havasını
teneffüs için geldikleri ve köyün 22 haneye kadar
çıktığı oluyormuş. İstanbul’da henüz resmiyetini
kazanmamış, önderliğini Tevfik TÜFEKÇİ’nin yaptığı bir
dernek çalışmaları varmış.Köyün içme suyu, Atçeşmedeki,
Zirin kaynağından gelirmiş.
Köye ilk olarak gelip yerleşen ataları Horasan
Anayurt’tan 5 ezbet olarak: Töreoğulları,
Tüfekçioğulları, Akyollar, Doğanaylar ve Ataklar’mış.
İsmail Dede asırlara dayanan asalet ve vatan sevgilerini
te’yid babında “Çoluğumuz çocuğumuz asker doğmuşuz,
asker öleceğiz” dedi.
Tahrir Defterlerinde bu köyün, 1516 da 13, 1568 de 23
hane ve 1591 de 23 hane olduğu, mahsullerinin buğday,
arpa, darı, bal, bostan ve pamukdan ibaret olup, geliri
1516 da 10 600, 1568 ile 1591 de 6 400 akçaya düştüğü
tesbit edilmiştir. O zaman köyde 1 adet bezirhane
bulunduğundan da bahsedilmektedir. Bağlar ve Bürüncek’de
kilise kalıntıları varmış eski devirlerden kalma.
Köyün Sınırları: Doğusu; Çakmaklı Çayırın Mağara, Kom
Deresi, Harmancık ve Güney Yatak, Batısı; Karga Burnu,
Attaşı, Kaplantepe ve Kilise Sırtı, Kuzeyi; Sulun
Gediği, Hızan Kaşı, Hızır İlyas ve Kayakuluk Yazı,
Güneyi; Mağara, İreşiğin Mağara, Yatak ve Harmancık.
|
|