| |
ÇİĞDEMLİ KÖYÜ (Nezgep)
Kemah’a 33 km uzaklıkta İliç yolu üzerinde Çay
Mevki’sindedir. Aslında köyün ilk yerleşim yeri,
Kızılkaya’nın yamaçlarıydı. 06.05.1980 de büyük bir
heyalan olmuş ve mevcut 75 haneden 2 si haricinde hepsi
yıkılmış. Heyalan yavaş yavaş olduğu için can kaybı
olmamış. Bundan sonra devlet, köylülere Sırpığı mevkiine
22 konut yapmış ve haneler de bu yeni evlere taşınmışlar
(1987). Tabi o zamanlar şimdiki İliç karayolu yokmuş.
1962 de açılan köyün ilkokulu 1985 de kapanmış.
Heyalandan sonra köylülerden bazıları da şimdiki Nezgep
Çayı Mahallesine gelip, kendilerine ev yapıp
yerleşiyorlar. İlk gelenler,Yahya DENİZ, Hürrem AKKAYA
ve Mehmet AKKAYA. Şu anki köyün yeni yerleşim yeri,
Bağırsak Çayı ile Sitemi Çayının birleşmesinden oluşan
Nezgep Çayının üst tarafına doğru Ardıçlık’ların hemen
alt kısmındaki yeşillikler içindeki araziye kuruluyor.
Burada şimdi 16 hane olup, yeni inşaatlar devam
etmektedir. İstanbul’daki köylülerin katkılarıyla
Çiğdemli Köyü Kalkındırma ve Yaşatma Derneği tarafından,
ana yolun Yahni Kapağı denen mevkiye “Çiğdemli Yeşilyurt
Camii” olarak yeni bir cami inşaatı devam
etmektedir.1933 de ilk gurbetçilik başalamış
köylerinden. İlk zamanlar “Talaşçılık” ve bütün
Kemah’lılar gibi “Çaycılık” yaparlarmış. 1942 de ilk
olarak Mustafa KOÇYİĞİT şise suyu alıp-satmaya başlamış,
1953 de de kendi imalathanesini kurmuş. O’nun başlattığı
bu kervana hemşehrileri de takip etmişler. Bugün
İstanbul’da 248 haneye ulaşan Nezgeb’lilerin % 70 i bu
işi yapıyormuş.
İpek Yolu bu köyden geçtiğinden, köyün büyük bir önemi
varmış. O zamanlar köyde bir karakol, levazım deposu ve
aşevi varmış yolculara hizmet eden. Bunlardan ayrı bir
de köylülerin Ziyaret dedikleri yerde birde Zaviye
varmış. Hatta heyelan’a kadar buraya çok uzaklardan
ziyaretçiler gelip, kurbanlar keserlermiş. Birde buradan
çıkan şifalı bir sudan da derman bulurlarmış dertlerine.
Tapu Tahrir Defterlerinde 1516 da viran bir halde olan
köy, 1530 da 4 hane, 1568 de 15 hane ve 1591 de 12 hane
idi. Mahsulleri buğday, arpa ve baldan müteşekkil olup,
vergi hasılı 1530 da 1 833, 1568 de 2 400 ve 1591 de 4
000 akça olduğu kaydedilmektedir. Ayrıca köyde 1 de
zaviye vardı ve köyün malikane hissesi zaviyeye
vakfedilmişti.
Köyün İpek Yolu üzerinde olmasından dolayı, ahalisi
buradan gelip geçen yolcuların ve kervanların
güvenliğini sağlamakla vazifelendirilmişler. Bu
hizmetlerin karşılığı olarak da avarız-i divaniyye ve
tekalif-i örfiyye (devlet ve askeri) vergilerinden muaf
tutulmuşlardı. Derbent’lik verilecek köyün, coğrafi
konumunun yanında, burada yaşayan insanların at ve
silaha meraklı olmaları, devletine sadık ve “Öztürk”
olmaları gerekiyordu. Bu hasletleri Nezgep’lilerin
tarihten beri taşıdıklarını, bu nedenle kendilerine
Derbentlik ünvanı verildiğini iftiharla söylerken
gözlerinin içi parlıyordu köyüne aşık Ahmet AKKAYA’nın.
Öte yandan, köyden her ayrılışında hasretlik acısından
çocuklar gibi ağlayan
Hacı Nurettin, köylerinin eskiden bu çevrede Küçük
İstanbul olarak bilindiğini ve herkesin bu Derbent köye
kız vermek için yarış ettiğini gururla ve üzerine basa
basa söylüyordu.
Hacı Kemal KOÇYİĞİT’in hanesindeki, sıcak muhabbet
koyulaştıkça, mazinin o tatlı hatıralarının kaydedildiği
eski defterler karıştırıldıkça, eskiler o günleri sanki
yeniden yaşıyormuşcasına anlatıyorlardı o mutlu
zamanlarını. Eskiden köyün 3000 davarı varmış. Bunları
Karşı Tarla, Gıragos, Progü ve Kötüce yaylalarının
münbit çayırlarında otarırlarmış. Hacı Nurettin, şimdi
Özkaynak Sularının büyük patronu Ali KOÇYİĞİT’le lavaşa
sarılmış tulum peyniriyle nefislerini ıslah edip, buz
gibi soğuk pınarların (Taşpınar, Fitni ve Piyaz Pınarı)
suyunu içtikten sonra, İhsan YENİMOL'un (köyün en iyi
kaval çalanı olarak bilinir) dağları inleten,
dinleyenleri ağlatan kaval çalışını anlatırken
gözlerinin içi doluyordu. O’nun derin AH’ından anladığım
“Hey gidi koca İstanbul, kucağına alıp bağrına bastığın
Anadolu insanına herşeyi verdin de, bir mutluluğunu ve
gönül huzurunu mu veremedin acaba ? Yoksa, mutlu
insanlar, tek ahbabı sadık dostu elindeki kavalıyla yüce
dağlarla halleşen, dertleşen davar çobanları mı?” diye
düşünesim geliyor. Şiiriyetin ve gönül okşayan mistizmin
yumuşak atmosferine, bu diyarlara “Kerem ile Aslı”
hikayesinin, Kerem’i varya işte O'nun bile bu diyarlara
geldiğinden bahisle,bir Kerem türküsünden birkaç
mısrayla hüsn-ü hatim ediyor Ahmet AKKAYA :
“Çilhoroz Dağından Hasanovaya
Kemah hocaları dursun duaya
İsfahan ilinden Nezgep Köyünden
Orada bir hasta var diye
Birde benim için ötün turnalar...”
Köyün Sınırları: Doğusu; Tavşanlı Taş, Kamuk Burnu
Sırtı, Kızıldirek, Kıra Tepenin Sırt, Yılkıhanın Dere,
Batısı; Çurhallının Burnu sırtı takiben, Gebanın Su
Arkı, Gebanın Dere, Bağırsak Çayı, Sarutaş, Kuzeyi;
Küllütepesinin Yol, takiben Sarıtaş, Vızzığın sırt,
Davul Parmağın Sırtı, Çiğdemli Köyün sırtı ve Güzin
Sırtı, Güneyi; Karatepe Sırtı, Sallık, Delikler ve
Arducun Sırtı takiben Kolik Derenin sırt.
|
|