| |
ATMA KÖYÜ
Karşı ufku karlı zirveleriyle tamamen kaplayan Munzur
Dağlarında, kara ve uzun kışların habercisi kara
bulutların öbek öbek toplandığı kış arefesi bir günün
ikindi sonrasında, Gediğin Sırt’tan köye baktığımızda
gördüğümüz manzara, yürekler yareleyen ve pareleyen
türdendi. Zira, “Biz gittiğimiz köylerin kahir
ekseriyetinin Sonbahar’ını yaşadığını görüp
hüzünlenirken, hazan yeli vurmuş gibi çatıları çökmüş
haliyle viraneye dönmüş sahipsiz evleriyle bir kenara
atılmış bu köy, çoktan Kış Mevsimini yaşıyordu. ”Bir
zamanlar köyün, kadınlarının su doldurmak için başında
sıra beklerken,köyün gündemini belirleyen fısıltılı
muhabbetlerine kulak misafiri olmuş, fakat şimdilerde
ondan nasipsiz yalnız Çeşme’nin önüne arabamızı eyleyip,
bacası tüten bir hane, bir Adem arıyordu gözlerimiz.Bir
zaman sonra, alt taraftaki bahçelerin arasından Muhtar
Remzi YETİŞKİN bulunup geldi. Habersiz ve vakitsiz
misafirlerine şaşkın ve şaşıran nazarlarına, memnuniyet
tebessümlerini de ilave ederek “Hoşgeldiniz” dedi. Biz
de, Fırat Vadisinin kara renge boyandığı ve karanlığın
çoktan çöktüğü akşamın kızıllığında, dinliyoruz köyün
tarihçesini.
Köy, Gediğin ve Mevzinin Sırtlarının Fırat’a nazır
eteğine, Çayır ve Armut Düzü bağlarının üstündeki
derenin kuytusuna doğru kurulmuş. Köy, tepenin güney
yamacına yaslanmakla sırtını sağlama aldığı gibi,
güneşin doğumundan uzak dağlar üzerinden sararıp batıp
gitmesine kadar seyrettiği, ısıttığı ve ışıttığı
aydınlık bir Anadolu Köyü. Köyün ve kurulduğu yerin
güzelliğinden dolayı kadri kıymeti bilinsin, atılmasın
unutulmasın diye “Atma” ismi verilmiş. Evler, ustaların
murclarından terbiye görmüş ve güneşi gördükçe
sağlamlaşan beyaz pur taşından yapıldıklarından göz ve
gönül okşayan bir görünümde. Ancak birçoğu çatısı çökmüş
haliyle harabeye dönmüş durumda. Muhtar, ecdadından
köyünün isminin içine konan nasihat ve vasıyetin, pek
dinlenmediğinden bahisle az sitem ediyor köylülerine:
“İnsan hiç olmazsa ata yurdu, ana ocağı olan, içlerinde
nice mutlu günlerin ya da binbir ızdırapla yaslı
günlerin yaşandığı hatıraların hürmetine, gelip
evlerinin bari çatısını yaptırmazmı?. Bakın teker teker
yıkılıyorlar. Belkide bu haneler, terkedilmişliğin kahrı
ve hüznüyle bir bir viran oluyor. ”Köye ilk gelip
yerleşen ve bugünde devam eden üç sülale varmış:
Abdikler (Yetişkinler), Kalogiller (Gökalpler) ve
Köklüler.
Eskiden 45 hane olan köy, şimdi 7 haneye düşmüş.
İstanbul’da 30 haneleri ve başkanlığını Hüseyin
KÖKLÜ’nün yaptığı ”Atma Köyü Derneği” varmış. Şimdi
tamamı 86 davar ve 24 sığırın kaldığı köylerinde,
eskiden 3 000 davar ve 400 sığır varmış. Köyün arka
yüzündeki Yazyurdu, Sırpuğuru, Kurunlar ve Uzunhanlar
tarlaları bir karış bile boş yer kalmadan ekilirmiş.
Oysa şimdi saban demirine ve rençberinin nasırlı
elleriyle bağrına saçtığı tohuma hasret bu tarlalar.
1944 de açılan köyün ilkokulu, 1987 de kapanmış.
Köyün, Fırat kıyısında Çakşur Mezra’sı varmış ve esas
verimli arazileri de o mevkideymiş. Eskiden 8-10 hanenin
kaldığı o yerde şimdi kimse kalmıyormuş. Bu mezrada
Honişlek’de “Ziyaret” kabül edilen, bazı dertlere
derman, yaralara merhem şifalı bir su varmış. Yine o
civarda Verana’da kilise kalıntıları ve peyleri hala
belliymiş. Eskiden, Bağırsak Çayı’nın üzerindeki su
değirmenlerinde öğütürlermiş buğdaylarını. Karşılarda
Munzur Dağlarının eteklerindeki uzak komşuların
minarelerinden Akşam Ezanı’nın okunmaya başladığı, Dedek,
Koçkar ve Oğuz’un titreyen ışıklarının göz kırpmaya
başladığı, hüzün vaktinde ıssız köyü dağlara emanet edip
ayrılıyoruz.
Köyün Sınırları: Doğusu; Nezgep Çayını takip eden Kom
Tarlanın Başı, Ayı Yatağı, Kıraçların Tepe, Çatalsöğüt
ve Sarıtaş’ı takiben Fırat Nehri, Batısı; Reşoli Çayı
takiben Yıkılganın Dere, Kuzeyi; İt Kayasını takiben
Korkop Çayı, Güneyi; Fırat Nehri ile Çevrik.
|
|