| |
AKTAŞ KÖYÜ
Akbudak Köy Çeşme’sinin önünden, eğerlenmiş 4 adet
küheylana( 2‘si kırat, 2si al at) atlayıp, çifteleri
takınmış halimizle Yörük Ali Efe ve Kızanlarının seyrü
sefere çıkışları gibi, Aktaş’a doğru bir hareketimiz var
ki düşman çatlatırdı. Hatta bu halimizi gören, eski
muhtar bile dayanamayıp atını hazırlatıp arkadan Ötegeçe
Tarlaları civarında bize yetişti. At sırtında, ard arda
Hınzoru Çayının sesine karışan nal sesleriyle Karşı
Değirmen Yıkıklarından geçip Ağdaşın Dereye doğru bir
gelişimizi gören olsa uzaklardan, Malkoçoğlu ve üç
cengaverini, komşu obaya baskın düzenleyen eşkiyaya
karşı gidiyor sanırdı. Cevizlerin altındaki Hamperi
yokuşuna sayısız “ S “ harfi çizerek çıktı atlarımız.
Mezarlığın yanından, Ardıç kokan Ardıç tarlalarını ve
Memiş Tarlalarını geçerek köye girdik.
Köy, (ismini bu taştan almış olması kuvvetle muhtemel
olup), azametli Aktaş Kaya’sının koltuğunda, etrafı çam
ve ardıç ağaçlarıyla kaplı bir mevkiye kurulmuş. Yukarı
tarafında, Binek Taşı ve Kurugöl Tepesi var. Köyün
girişinde, Çakıldere, Gölönü ve Eşoğlu tarlaları,
Hınzoru tarafından gelişde ise Hamperi, Ardıç ve Memiş
tarlaları, tarımın yapıldığı münbit toprakları. Ceviz,
elma , armutdan tutun, hertürlü sebze ve meyve
yetişiyormuş bahçelerinde.
Köye ilk gelenler, Buyurmanlar, Ahmedoğulları ve
Hayatalar sülaleleriymiş. Muhtar Mustafa BUYURMAN,
eskiden 35 hane olan köyünün, şimdilerde 5 haneye
düştüğünü, kışın kimsenin kalmadığı Merekler Mezrası’nda
ise yaz aylarında 6 hane kaldığını söyledi.
Hayvancılıkta hayli azalmış hepsi 100 davar, 20 sığır ve
7 tane de at kalmış hayvan olarak. Köyün içme ve sulama
suyu Karadere’deki gözelerden geliyormuş.
Taş ve kerpiçten yapılı evlerin çoğunluğu viran bir
vazıyette kaderine terkedilmiş bir haldeydi. 1961 de
açılan ve 1985 de kapanan, Tümtepe’deki ilkokulları
bile, en son depremde yıkıldığı haliyle tam bir enkaz
görünümünde eski mamur günlerini düşünüp hüzünlenerek,
mahzun ve mükedder bir halde köyü seyreder gibiydi.
Muhtar İstanbul’da 300 haneye ulaşan köylülerinin
ilgisizliğinden ve vefasızlıklarından yakınıp, ”Bir
dernek bile kuramadılar daha” diyordu.
Hamperi Pınarını “Ziyaret” kabül edermiş köylüleri.
Dilek dileyip oradaki bir kuruyup bir yeşillenen Mahlep
ağaçlarına çaput bağlarlarmış.
Köyün Sınırları: Doğusu; Kızıl Dağ, Topyolu ve
Çimengediği, Batısı; Alamelik Çayı, Keşin Yolu, Taş ve
Kırmızı Burun, Kuzeyi; Memiş Çayı ve Keşan Yolu.
|
|